Kendinizi test edebileceğiniz İngilizce videolar. Önce videoyu izleyin, sonra kağıt ve kalemi elinize alarak İngilizce kelimeleri yazarak tekrarlayın. İyice pekiştirene kadar devam edin. Unutma olasılığına karşı da belli aralıklarla videolara dönüş yaparak, bunun önüne geçin. İngilizce öğrenirken İngiliz komedilerindeki bazı kültürel nüansları yakalamak önemlidir. Bu videoda, misafirlerin “hayır” diyememesi gibi durumların komik sonuçlarına değiniliyor. İngilizce öğrenirken bu tür eğlenceli hikayelerle dilinizi geliştirebilirsiniz.
NOT: İstek ve önerilerinizi aşağıdaki yorum kısmına yazabilirsiniz.
| The Lost Phone | Kayıp Telefon |
| On a rainy afternoon, Emre left work late. | Yağmurlu bir öğleden sonra Emre işten geç çıktı. |
| He was tired and wanted to go home. | Yorgundu ve eve gitmek istiyordu. |
| He got on the bus and sat near the window. | Otobüse bindi ve pencere kenarına oturdu. |
| The bus was crowded and noisy. | Otobüs kalabalık ve gürültülüydü. |
| Emre looked outside and listened to music. | Emre dışarı baktı ve müzik dinledi. |
| When he got off the bus, he did not notice his phone. | Otobüsten indiğinde telefonunu fark etmedi. |
| Ten minutes later, he checked his pocket. | On dakika sonra cebini kontrol etti. |
| His phone was gone. | Telefonu yoktu. |
| He felt nervous and started to worry. | Gerildi ve endişelenmeye başladı. |
| The phone had photos, messages, and important numbers. | Telefonda fotoğraflar, mesajlar ve önemli numaralar vardı. |
| Emre went back to the bus stop quickly. | Emre hızlıca otobüs durağına geri döndü. |
| A young woman was standing there with a phone in her hand. | Orada elinde bir telefonla duran genç bir kadın vardı. |
| She was looking around, waiting for someone. | Birini bekliyormuş gibi etrafa bakıyordu. |
| Emre asked, ‘Is that phone yours?’ | Emre sordu: ‘Bu telefon senin mi?’ |
| She said, ‘No, I found it on the bus.’ | Kadın, ‘Hayır, onu otobüste buldum.’ dedi. |
| Emre described his phone carefully. | Emre telefonunu dikkatlice tarif etti. |
| The woman smiled and gave him the phone. | Kadın gülümsedi ve telefonu ona verdi. |
| Emre felt relieved and very happy. | Emre rahatladı ve çok mutlu oldu. |
| He said, ‘Thank you so much.’ | ‘Çok teşekkür ederim.’ dedi. |
| The woman said, ‘I’m happy to help.’ | Kadın, ‘Yardımcı olmaktan mutluyum.’ dedi. |
| Small honest actions can make a big difference. | Küçük dürüst davranışlar büyük fark yaratabilir. |
